The Fall

Lütfen bizi takip edin ve paylaşın:
8

Bugünün dizisi yine bir polisiye. Psikolojik gerilim ve polisiye ile harmanlanmış bir mini dizi, The Fall. İngiliz dizilerinin adeti olduğu üzere her sezonu kısa soluklu, ilk sezon 5 bölüm (60 dakika), mekan ise Kuzey İrlanda, dizi Belfast’ta geçiyor.

Dizi, Belfast şehri çevresinde seri cinayetler işleyen bir katil ve onu yakalamaya çalışan yetenekli bir kadın dedektifi merkeze alıyor. 

 

Kuzey İrlanda’nın Belfast şehrinde, Alice Monroe adında bir avukat cinayete kurban gider. Kurbanın politik arenada önemli bir şahsın yakını olması dolayısıyla, polis teşkilatı üzerinde bir baskı oluşur. Katilin yakalanması adına hızlı bir sonuç alabilmek için deneyimli zeki dedektif  Stella Gibson şehre gelir. Oldukça titiz bir çalışma yürüterek şehirde yaşanan diğer cinayetler ile Alice Monroe cinayeti arasında bağlantı kurar. Bu cinayetlerin bir seri katil işi olduğunu düşünen Gibson, çevresini buna inandırmakta zorlanır.

The Fall’da en başından beri katilin kim olduğunu biliyoruz. Paul Spector ( Jamie Dornan) ‘ın görünürde oldukça normal bir hayatı var, gündüzleri işe gidip geliyor, akşamlarını eşi ve çocuklarıyla geçiriyor, geceleri ise katil kimliğine bürünüyor. Ekranda gördüğümüz bir çok seri katile kıyasla öldürdüğü kişilerle dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye çalışmıyor. Kurban profili genç, bekar ve işinde başarılı kadınlardan oluşuyor.
   
Dizi, katilin kim olduğunu çözmek gibi bir derdi de olmadığından hikayesini anlatmada aceleci davranmıyor. Zaten Stella ve Paul o kadar ilgi çekici karakterler ki, siz de çok ne olduğunu umursamadan onları izliyor ve onları bir anlamda çözmeye çalışıyorsunuz. Ben şimdiye kadar gördüğüm seri katil tiplemesinden çok farklı olduğu için Paul’a odaklandım ama Stella da sanırım şimdiye kadar TV’de gördüğüm en iyi ve gerçek kadın karakterlerden biri.
Şiddet ve toplumsal statü paralelliğinde kadının erkek tarafından ne kadar ezildiğini ve ne kadar saçma ve başına buyruk yaptırımlara maruz kaldığını, Stella’nın başına gelenlerde ve çözmeye çalıştığı cinayette izlemek, bende bir TV işinde şimdiye kadar denk gelmediğim bir tatmin yarattı. Stella, mesleğinde cinsiyeti yüzünden sürekli yıpratılsa da karşı cinsin kuralları ve beklentilerine boyun eğmiyor ve işine bunun getirdiği bir hassasiyetle yaklaştığı için çoğu meslektaşının görmek istemediği birçok detayı görebiliyor. Onun Paul ile olan av ve avcı ilişkisi olarak tanımlanabilecek ve konumların ve gücün devamlı el değiştirdiği ilişkisi de, gerçekten yine şimdiye kadar TV’de gördüğüm en iyi çizilmiş dinamiklerden. 
Dedektif Stella, erkeklerin yazıp çizdiği bir kadın kimliği yerine kadınlığını erkekler gibi doğal yaşayan bir kadın. Seçimleri, yaklaşımları genel geçer erkek ahlâkına göre belirlenmemiş bir karakter. Cinayet sahneleri kan içermiyor ancak çok ürkütücüler: daha ürkütücü olanı ise kadın bedenine yöneltilen şiddetin aslında cinayet içeren ya da içermeyen biçimlerde bütün kadınlara yönelik olması. Daha ötesi, seri katil Spector’ın işlediği cinayetleri meşrulaştırma biçimi: “başkalarının keyfi bizim acımızdır, biz bu kadar acı çekerken onlar neden mutlu olsun?” Bir adım ötesi , dizinin de geçtiği kuzey İrlanda’da İngiltere ile olan çatışmaların da bu şiddetin bir başka biçimi olarak sunulması. Böylece senarist iç içe geçmiş bir çok halka halinde şiddet sarmallarıyla sarıp sarmalanmış bir toplumdan, insanlardan, psikolojilerden ve bu şiddetlerin sonucu olan ruhları hastalanmış insanlardan , hasta bir toplumdan söz ediyor bize.
Özellikle Jamie Dornan, Paul Spector rolünde inanılmaz iyi. Seri katil anlatıları ile az çok ilgilenen herkese gözüm kapalı tavsiye ederim. 
Diziyi buradan izleyebilirsiniz; http://dizipub.com/dizi/the-fall-tum-bolumler-izle/
İyi seyirler.

 

Lütfen bizi takip edin ve paylaşın:
8

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *