Gitmeli mi gitmemeli mi? : Hallstatt

Lütfen bizi takip edin ve paylaşın:
8

Hallstatt , Avusturya’nın Salzkammergut bölgesinde yer alan Dünya’nın sayılı saklı kalmış ve bu özelliği ile de UNESCO Dünya mirası listesine girmiş köylerinden biri. O kadar küçük bir köy ki altı üstü bir ucundan diğer ucuna gitmek yürüyerek 20 dakikanızı almaz. Fakat bu küçücük köy her yıl binlerce turistin durak noktası. Muhteşem mimarisiyle, manzarasıyla insanı büyülüyor adeta. Sessiz sakin doğayla iç içe ve dinlenmek için ideal bir yer.

Biz Halsstatt’a Salzburg  üzerinden  gittik. Hemen  istasyondan  kalkan  otobüslerle  manzarayı  izleyerek 1,5 saatlik  bir yolculukla Bad Ischl köyüne ulaştık. Bu otobüs yolculuğu kişi başı 9 Euro tutuyor. Gidiş bileti alırken dönüş biletini de almak gerekiyor, çünkü Hallstatt’ ta bilet alabileceğiniz bir yer yok. Otobüsten son durakta indikten sonra tren istasyonunu bulmak sorun olmuyor, çünkü ikisi yan yana. Trene binileceği zaman tren istasyonunun karşısında bulunan yön tabelalarına dikkat etmek gerekiyor. Hallstatt’ a giderken “Stainach”, dönerken ise “Attnang” yönüne giden trene binmek gerekiyor. Tren yolculuğunun biletini bilet makinalarından aldık. “Bad Ischl – Hallstatt “ seferi için kişi başı 3.5 Euro tutarındaki biletlerden aldık, bu biletler açık bilet olduğundan saat sorunu olmuyor, dönüşte hangi saatteki trene binmek isterseniz  onu tercih edebiliyorsunuz, yarım saat  daha  yolculuk  yaparak  göl kenarına indik. Kasaba gölün karşı tarafında olduğundan, gelen insanları karşıya geçirmek için trenin gelmesini bekleyen bir adam bekliyor istasyon civarında. Kişi başı 2.5 Euro’ ya bu teknelerden faydalanabiliyorsunuz. Burada  bekleyen  küçük  teknelerle  karşı  köye geçtik. Bunlar  zaten arka arkaya, birinden inip diğerine hemen binecek gibi sıralama yapmışlar. Tüm  yolculuk  neredeyse  iki  saat  sürüyor. Oraya giderken birbirinden güzel göller  ve köylerden  geçtik. 

Burası özellikle Çinli turistlerin fazla tercih ettiği bir yer. Gelen turistlerin %90’ı Çinli diyebilirim. Sabah ilk feribotla geliyorlar ve son feribota kadar Hallstatt’ta takılıyorlar. Ben, bizdeki günübirlikçilere çok benzettim. Burayı o kadar çok seviyorlar ki 2012 yılında köyün birebir kopyasını Çin’in Guangdong eyaletinin Huizhau şehrinde inşa etmişler.

Köye vardığınızda yaklaşık 1.5 km’lik yürüyüşünüz boyunca size Alp’lerin eteğinde, bir yanda harika mimarilerle bezenmiş köy evleri, bir yanda kuğu ve ördek sürülerinin süslediği Hallstatter gölü eşlik edecek.

Market Meydanı, bu köyün kalbi. Tarihi 14. yüzyıla dayanan bu meydanın etrafı kafe, restoran, hediyelik eşya satan mağazalar ve birkaç otel ile çevrili. Meydanın mimarisi yuvarlak formda ve etrafındaki yapılar o kadar güzel o kadar renkli ki inanın bu meydandan hiç ayrılmak istemeyeceksiniz. Meydanda bir de Holy Trinity(Baba, Oğul, Kutsal Ruh) Sütunu var.

Hallstatt’ta gezilecek pek yer yok. Antikalarla ilgileniyorsanız, birkaç antikacı bulabilirsiniz. Şehirde bulunan en ilginç yapı kemikli ev. Hikayesi şöyle, küçük bir köy olduğu için burası, insanlar öldükten 10-15 yıl sonra kemikleri bu eve taşınırmış. Bu gelenek yıllarca devam etmiş. En son 1983 te ölen bir kadının kemikleri 1995 yılında eve konulmuş. Pek iç açıcı bir yer olmasa da ilginç. Gitmek isterdim ama maalesef kışları kapalıymış.

Gezilecek yerlerden tuz madenleri, köyün yaklaşık 300 metre üzerinde. Çok dik füniküler ile ulaşım sağlanıyor. Füniküleri kullanarak yukarı çıkmak ve tuz madenlerini gezmek ücretli. Sadece kuş bakışı Hallstatt seyri yapmak isterseniz kişi başı 16 Euro gibi bir ücreti var. Eğer tuz madenleri turuyla beraber satın alırsanız da kişi başı 30 Euro. Madenden hatıra tuzu ve softa tuzu alabilirsiniz.

Köyün çok kalabalık olmaması ve küçük olması sebebiyle, bir kaç saat sonra gördüğünüz herkesi defalarca görüyorsunuz. İletişim kurma konusunda hiç sıcak ve yardımsever bulmadım ben kafe ve restoran çalışanlarını. Son derece suratsız, insanı tersleyen insanlar yüzünden çok da bayılmadım maalesef Hallstatt’a. 

Yine kışın yapılamadığı için deneyimleyemediğim ama 1 saatlik elektrik botla göl turu 15 euro. Elektrikli botla göl turu 1 Nisan-30 Eylül tarihlerinde yapılabiliyormuş. Bu tarihler arasında sabah 6’dan akşam 8’e kadar göl turu yapabilirsiniz. 

Ufak bir hatırlatma; eğer araç ile ulaşım sağlayacaksanız park konusunda endişelenmenize hiç gerek yok. 3 adet büyük ücretli otopark mevcut. Tüm gün için 8 Euro. Otoparklar köyün girişinde bitiyor. Köyün içerisine araç ile ulaşıma izin verilmiyor.

Çok fazla turist geldiği için bu doğal yapıyı hem fiziksel hem de gürültü kirliliğiyle yıpratmamak için evlerin önüne tabelalar asmışlar ve üzerinde : ”Burası müze değil, unutmayın burada halk hala yaşıyor ve lütfen saygı gösteriniz’‘ yazıyordu. 

En çok sorun yaşadığımız şey yemek meselesi oldu bu köyde. Çünkü kışın neredeyse her yer kapalı. Epi topu 3 restoran vardı, biri gruplarla çalışıyoruz diye almadı, diğeri asık suratıyla terslemesiyle bizi sinir etti, biri de menüdeki fiyatlarıyla aklımızı başımızdan aldı! En nihayetinde büfe gibi bir yerde, iğrenç bir yemekle açlıktan büzülen midemizi bir nebze rahatlattık. 

2 saatlik zahmetli bir yolculukla gittiği yerde şöyle hoş bir mekanda yemek yemek, elinde içkisiyle şömine başında kar ve göl manzarasının tadını çıkartmak istiyor insan. Velhasıl, köy güzel güzel olmasına da, tek başına görsel güzellik yetmiyor. Bazı yerler kartpostalda daha güzel. İnsan sıcaklığının olmadığı her yer bana kötü geliyor. 2 saat geliş 2 saat gidişle böyle bir eziyete bu anlamda değmez diyorum. Siz yine kartpostala bakmaya ve “ay ne harika bir yer” demeye devam edin:)  

 

Lütfen bizi takip edin ve paylaşın:
8

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *