Damızlık kızın öyküsü

Lütfen bizi takip edin ve paylaşın:
7

Geçen hafta okuduğum ve beni  çok etkileyen bir roman bu yazının konusu. Yazara ait okuduğum ilk kitap, ancak diğer kitaplarını da merak ettiren iyi bir referans.  Kitabın etkilemiş olmasının nedeni herhalde bu “distopya”nın yakınlığı… Belki 1980lerde, yazıldığı zaman okusam bu kadar etkilenmezdim ama 2010larda dünyanın geldiği yer, gittiği noktayı düşününce gerçekten çok etkileyici oluyor.  Distopya sevmeseniz bile mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

Bu distopik roman (The Handmaid’s Tale), ilk kez 1985’te yayınlanmış. Muhafazakarlığın kadın üzerindeki etkilerine yaptığı vurguyla, günümüz dünyasını en iyi anlatan ve bu anlamda geleceğe dair en isabetli senaryoyu yazan distopya olarak nitelendiriliyor. Topluma bir kadın kahramanın gözünden bakmasıyla feminist ütopya diye de anılıyor.

 

 

Umut kavramının çok az şey ifade ettiği çok yakın bir gelecekte, ABD’de geçiyor hikaye. Yaşanan çevresel felaketi nedeniyle nüfus giderek küçülürken, kısırlık çok yaygın. Kadınların pek azı hamile kalabilirken, bebeklerin de ancak beşte biri sağlıklı doğuyor. İşte böylesi bir panik içinde debelenen ABD, o çok övündüğü liberal demokrasisini askeri-dinsel diktatörlüğe dönüştüren bir darbeyi yaşıyor. Kongre ortadan kaldırılırken, anayasa da askıya alınıyor. ABD yerini, 17. yüzyıldaki ilk kolonicilerin püriten kökleri temelinde inşa edilen, erkek egemen, muhafazakar bir yapıya, Gilead Cumhuriyeti’ne bırakıyor.  

Tüyler ürpertici seviyede ileri görüşlü bir eser olan Damızlık Kızın Öyküsü, ataerkil teokrasiyle yönetilen Gilead’da geçiyor. Buradaki kadınların bütün hakları ellerinden alınmış. Doğurgan olan birkaçı da yönetici sınıfın çocuklarını doğurmaları için seks köleliğine zorlanıyor. Bu karanlık toplumda, papazlar, rahibeler, feministler, isyancılar ve geleneksel cinsiyet ya da toplumsal cinsiyet normlarına uymayan herkes çok ağır bir biçimde cezalandırılıyor. Ceza ya Koloniler’e sürgüne gönderilmek ya da halkın gözünün önünde asılarak idam edilmek. Hikaye ne kadar mantıksız görünürse görünsün, yazar örneklerini gerçek tarihi olaylardan aldığını ifade ediyor. 

Kitap yok, gazete yok, televizyon tamamen Gilead yönetiminin kontrolünde, haberlerde yalnızca meleklerin yeni bir zaferi ya da yakalanan bir suçlu gösteriliyor. Gilead, askeri güçlerin yanında dini ögeleri de başarıyla kullanarak toplumu kontrol altında tutuyor. İşte bu keyifli, özgür, cıvıl cıvıl ortamda geçiyor romanımız. Birinci tekil şahıs kullanan anlatımda, olayları (ve anıları) Fredinki’nin gözünden görüyoruz, onun hafızasında geziyoruz. Roman düz bir zaman çizgisi üzerinde ilerlemiyor; Fredinki, teyzelerden eğitim aldığı yeri geçmiş zamana dönüşlerle anlatıyor; şimdiki zamana gelip hikayesini gün gün anlatırken bütün bu olayların öncesine dönüp annesini, kocasını, elinden alınan çocuğunu anlatıyor.

Fredinki, yaşadığı yeni dünyayı kanıksamış, olayları gereksiz dramatik tasvirlerle süslemiyor; tam aksine, sıradan bir günü anlatıyor ve geçmişten bahsettiğinde “Gerçekten öyle mi yaşıyorduk?” diye şaşırıyor.
“Çıplaklığım şimdiden garip geliyor bana. Bedenim modası geçmiş gibi görünüyor. Sahilde, mayo giyer miydim, gerçekten? Giyerdim, düşünmeden, erkekler arasında, bacaklarımı, kollarımı, kalçalarımı ve sırtımı sergileyerek, görülebildiğimi umursamadan.”

Muhafazakarlığı ve bunun kadın bedeni üzerindeki politikalarını konu alan bu kitabı okurken “Nasıl bir dünyada yaşamak istiyorum?” diye düşünüyor insan. Eğer öyle bir dünyada yaşamak istemiyorsam, o tarafa meyilli görünen herhangi bir uygulama karşısında bir tavır almalıyım dedirtiyor.

Kitabın etkileyiciliğinin ikinci nedeni ise, bir geçiş aşamasını anlatması. İyi bilinen tüm diğer distopyalarda (1984, Biz, Fahrenheit 451…) kurgulanan dünya uzun süredir aynı durumda; kitapların kahramanları o dünyada doğmuşlar ve geçmişi, bizim için “normal” olan dünyayı bilmiyor ancak sezinliyorlar. Damızlık Kızın Öyküsü ise bir geçiş romanı. Fredinki, sıradan bir ABD demokrasisinde doğmuş, mini etek giyip eğlenmiş, aşık olmuş; alışık olduğu dünya gözlerinin önünde değişmiş ve bize her iki dünyayı da anlatıyor.

Bu distopyanın gerçekleşme ihtimalinin çok da uzak olmadığını bize tüm gerçekçiliğiyle göstermesi açısıdan oldukça can acıtıcı.

“artık bir ‘biz’ olmalı; çünkü artık ‘onlar’ diye bir şey var.” 

Okumak isteyenler için şuraya pdf halinde romanı da bırakıyorum, şimdiden iyi okumalar; 

https://docviewer.yandex.com.tr/view/0/?*=Ygl185bAuHhKexb0dlaxcDqpAsp7InVybCI6InlhLWRpc2stcHVibGljOi8vTU5HR05YN3A5ZlMwR0lwazQvNTNnSTV4YzlRdGVFZHlXZzl3R2dvdUd2dz0iLCJ0aXRsZSI6ImRhbcSxemzEsWsta8SxesSxbi1veWt1c3UucGRmIiwidWlkIjoiMCIsIm5vaWZyYW1lIjpmYWxzZSwidHMiOjE0OTE3NjcwNjk2MzB9

 

Not: Dizisini henüz izlemedim, izlemek isteyenler bu adresten izleyebilirler; https://www.blutv.com.tr/diziler/yabanci/the-handmaids-tale

 

Lütfen bizi takip edin ve paylaşın:
7