Category Archives: Müzik

Dünyanın Bütün Sabahları

Fransız Viola da gamba ustası ve besteci barok müzisyen Sainte -Colombe’un hayatını anlatan adanmışlık üzerine tablo gibi bir film, benim en sevdiğim en etkilendiğim filmlerin başında geliyor. Marin Marais dinlerken geldi aklıma bu filmi yazmadığım. Film 1991 yapımı bir uyarlama (dikkat ettim de ben ne kadar seviyorum uyarlamaları, son dönemde yazdığım neredeyse her dizi ve film uyarlama) Fransız yazar Pascal Guignard’ın romanından.

Mükemmel müzikleri, oyunculuklar, her sahnesi tablo değeri taşıyan, şiir gibi bir film. Hele o müzikler… Jordi Savall tarafından yapılmış soundtrack albümü elimdeki cd çizilip bozulana kadar belki yüzlerce kez dinledim.

53288_backdrop_scale_1280xauto   tous-les-matins-du-monde-06-g

Viyola enstrümanın yeni yeni duyulmaya başladığı, 17. yüzyılın ortalarında klasik barok müziğinin önem kazandığı bir dönemde, karısının ölümüyle inzivaya çekilen ve müzik çalışmalarını ona yönlendirerek muazzam yeteneğine ödül olarak önerilen şöhreti tepen bir müzisyenin anlatıldığı müthiş bir hikaye Tous les matins du monde.

Colombe karısının ölümünün yarattığı yoksunluk sonrası kendini müziğe adar, Madeleine annesiz büyüyen bir çocuk olarak babasının yarattığı sevgisizlikten kaçmak için kendi Marin’e adar, Marin geçmişinin verdiği eziklik ve kompleks yüzünden sanatını krala adar. Bütün bu adanmışlıkların tek bir kazananı vardır:  Sanat! Ve biz bir kez daha görürüz ki sanat, insanların ruhlarıyla beslenir. Her anlamda!

9140_4

Film aslında modern çağımızda sanat-popüler kültür sorununa 17. yüzyıl perspektifinden bakıyor. O zamanın saray çalgıcıları zamanımızın pop starları gibi. Amma velakin saray çalgıcısı olmak için ruhlarını satmış, gönül verdikleri sanatın çarpık bir kopyasını icra etmişler.

Bu kısım spoiler içeriyor dikkat!

Filmin en etkileyici sahnesi; Marais saray orkestrasına katılması nedeniyle hocası Saint Colombe tarafından evden kovulur ve akabinde bir süre sonra sevgilisi olan hocasının kızını terk eder, kız buna dayanamaz ve acısından ölür.
Ama Marais hocasının tüm bildiklerini henüz öğrenememiştir, o bestelere karşı inanılmaz bir açlık besler yıllarca saraydan gece çıkıp hocasının kulübesinin altında onun yeniden çalmaya başlamasını bekler. Çünkü bilir ki eğer öğrenemezse hocası tüm bildiklerini mezara götürecektir. Sonunda bir akşam hocası boşluğa beni anlayabilecek kimse yok mu diye yakarır, bunun üzerine Marais tüm yüzsüzlüğüyle kulübeye girer. Konuşurlar sonra da karşılıklı çalarlar, aralarındaki nefret ve sevgi ilişkisini çok güzel anlatır bu sahne, yapılan müzik ise mükemmeldir.

Özellikle klasik barok müziği hayranlarının ve biyografik eserleri sevenlerin keyifle izleyecekleri bir film Tous les matins du monde. Müziğe, sessizliğe, notalardaki sese, yalnızlığa ve acıya bir güzelleme… İyi seyirler:)

“Dünyanın bütün sabahları bir daha dönmeyesiye uçup gider.” Pascal Quignard

Buraya da sountracki bırakayım; https://www.youtube.com/watch?v=kzFDBC9lPz4

Filmi de bu linkten izleyebilirsiniz; http://www.altyazilifilmizle.org/dunyanin-tum-sabahlari-tous-les-matins-du-monde-izle.html

Klasik Müziği Sevmek

Hani derler ya, Türkiye’de klasik müzik sevilmez, seçkin zümre tarafından sadece saygı duyulur. Hani derler ya “Bayburt Bayburt olalı böyle zulüm görmedi” (Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın 1930’lu yıllarda Bayburt’ta verdiği konser sonrası mikrofon uzatılan ihtiyar bir Bayburt’lunun cevabı). Hani derler ya  Pazar Kanseri (çocukluğumuzda Pazar sabahları TRT1’de yayınlanan Pazar Konseri’ne!).

fft99_mf2980366

Bizde geleneksel kültürün bir parçası olmaması bu bu müziğin az dinlenmesinin başlıca nedeni. Klasik müzik denince birçok insan “aman aman hiç sevmem!” tarzında peşin bir hükümle yaklaşıyor. Bunun nedeni o müziği seven ve dinleyenlerin iticiliği olabilir. Her şeyi ben bilirim, ben anlarım, engin bir müzik zevkim ve bilgim var tavrıyla kim bilir hangi aşağılık kompleksini kapatmaya çalışan bir takım dallamaların bok yemeleri nedeniyle önyargı var bu müziğe karşı. Arkadaşlar çok bir şey bilmek zorunda değilsiniz dinlediğimiz müzik hakkında öncelikle onu söyleyeyim. Kulağınıza hoş gelen bestecilere bir süre sonra aşina oluyorsunuz zaten. Opus bilmemkaçmış şu tarihte bestelenmiş vs vs gerek yok bunları derinlemesine bilmeye, hele bilip de o sevimsiz kompleksliler gibi olacaksanız hiç bilmeyin daha iyi!:)

Berliner Philharmoniker. Tournee _ Nordlandreise_ durch die Skandinavischen Laender. Norwegen, Daenemark, Helsinki, Schweden, Island. Lissabon und Genf. Opernhaus Oslo. Oslo, 15.11.2012

Klasik müzik belli bir zümre için üretilmedi, gelin siz de hayatın ince zevklerinden keyif almaya başlayın. Rock müzik, pop müzik, hip-hop ya da R&B derken gerçek sanat eserlerinden gittikçe uzaklaşıyoruz. Pop kültürü her gün biraz daha kanımıza işliyor. Klasik müzik hiç de itici bir tür değil, bilakis çok çok daha güzel saydığım müzik türlerinden. Müziğin daha derin, gelişmiş, en zengin halidir klasik müzik, dinledikçe anlayacaksınız. Ben size klasik müziği sevdirecek birkaç tüyo vermek istiyorum naçizane.

 

orkestra0b

Arabada TRT3 radyosunu ekleyin müzik kanallarına ve yoldayken dinlemeye başlayın. Trafikte yaşanan sinir strese de iyi geliyor.

Bestecilerin hayatını anlatan filmleri izleyebilirsiniz. Misal Amadeus. Filmden etkilenip sanatçının hayatı ve müziğine ilgi duyabilirsiniz.

Klasik müziğin demirbaşlarını tanımak da bir yöntem. Ben mesela keman, flüt ve lut seviyorum. Bach, Handel, Vivaldi bana daha çok hitap ediyor mesela. 

fft99_mf607853

Hiç değilse ayda bir kere klasik müzik performansı izleyin, canlı dinlemek de çok zevkli hale getiriyor. Biletler de çok ucuz (Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall Konserlerini ya da İDSO konserlerini izleyebilirsiniz).

http://www.klasikmuzik.boun.edu.tr/ 

http://www.idso.gov.tr/kategori/4108-etkinlik-takvimi

Fransa’nın ünlü radyolarından “Classic&Jazz” FM’i internet üzerinden dinlemenizi de öneririm. Klasik müziğin içine biraz da caz girince, tadından yenmiyor. Böylece klasik müziğe biraz daha yumuşak bir giriş yapmış olursunuz.

Unutmayın, sanat bir elitist oyuncağı değil. Klasik müzik, müzik sanatının en güçlü halkasıyken “entel işi” diyerek bu estetik zevkten mahrum kalmayın.

Online klasik müzik dinleyebileceğiniz müzik kanalları listesini de buraya koyuyorum, kulağınızın pasını silin diye:)

http://classicalwebcast.com/onepage.htm 

 

 

 

Bin yılın bestecisi Johann Sebastian Bach

Yedi adet harpsikord, üç keman, üç viola, iki çello, bir viola da gamba, bir lut, bir çembalo ve 52 kitap, tüm zamanların en büyük bestecilerinden Bach’ın 65 yıllık yaşamından geriye kalan bütün mirası enstrümanlar ve kitaplar olmuş. Hiçbir zaman varlıklı biri ya da girişimci olmamış, para pul peşinde koşmamış, ünlü olmamış. Mirasından da anlaşılıyor. Çello süitlerini yazarken bir yandan da para pul düşünmemiş belli ki.

Aynı topraklarda doğan çağdaşı Handel gibi opera yazmamış hiç. Çünkü kilisede memuriyet yapmış. Kimi zaman haftada bir kantat yazması gerekmiş, çoğu eserini bu şartlarda çıkarmış. O nedenle Handel, Venedik’te Floransa’da tanınmış bir besteciyken, Bach mütevazı bir kasaba müzisyeniydi.

Dolayısıyla evinde aylarca ilham bekleyen biri olmamış hiç, yaşamak için çalışmak zorundaymış çünkü. Müzikten hayatını kazanmak Bach ailesi için bir gelenekmıi ve o da babasının yaptığı işi yapmış.

Ölümünün ardından oğlu ve öğrencisi tarafından kaleme alınan nekrolojisi halen onun hakkındaki en önemli bilgi kaynağı. 1750 ile 1753 yılları arasında yayımlandığı bilinen bu beş ciltlik eserde yer alıyor mirası Bach’ın.

Gerçekten maneviyat ve tevazu sularında yüzmüş Bach gibi insanların hayatını okumaya, en az eserlerini dinlemeye olduğu kadar ihtiyacımız var.

Şimdi gelelim detaylı biyografik bilgiye; 

Johann Sebastian Bach, 21 Mart 1685’te Eisenach’ta doğmuş. Bach ailesinin Johann Sebastian’a gelinceye kadar neredeyse tamamı 200 yıldır müzikle uğraşıyormuş, ailenin adı bilinen en eski üyesi değirmenci Veit Bach çok iyi gitar çalıyormuş. Müziği meslek olarak seçen bir aileden elbetteki Bach çıkacaktı! Almanya’nın neredeyse tüm şehir bandolarında ve kilise korolarında bir Bach’a rastlamak mümkündü. Yılda bir kez bir araya gelen Bach’lar birlikte müzik yapardmış. Johann Sebastian Bach, ailesinin soyacağını hazırlamış ve kendinden önceki Bach’ların bestelerini düzenlemiş.

Kent meclisi ve Eisenach düklük sarayında kemancılık yapan Johan Ambrosius Bach ile Maria Elisabeth Lammerhirt çiftinin en küçük çocuğu olan Johann Sebastian Bach, müziğe, babasından aldığı klavsen ve keman dersleriyle başlamış. İlk org derslerini, amcası Johann Christoph Bach’tan aldığı söyleniyor. 1694’te annesini ve sekiz ay sonra da babasını kaybeden Bach, Ohrdruf’taki St. Michael Kilisesi’nin orgcusu olan en büyük ağabeyi Johann Christoph Bach’ın yanına taşınmış. Küçük Bach’a dönemin önemli bestecilerinin eserlerini tanıtan ve klavikord çalmayı öğreten ağabeyi, kardeşinin müzikal gelişimine büyük katkı sağlamış.

Kusursuz soprano sesiyle 14 yaşındayken St. Michael Okulu’ndan koro bursu kazanan Bach, Lüneburg’a gitmiş (Lüneburg çok sevimli bir kent, yazacağım seyahat yazılarımda orayı da). Burada koroda şarkı söyleyen, org ve klavsen çalan Bach, müziğin yanı sıra tarih, coğrafya, fizik gibi alanlarda da kendini geliştirmiş. Bach, 1703’te saray müzisyeni unvanıyla Weimar Dükü Johann Ernst’in hizmetine girmiş, yedi ay sonra ise Arnstadt’taki St. Boniface Kilisesi’nin orgculuğu görevini üstlenmiş.

7sjntun

St. Boniface’deki işinden memnun olmayan Bach, 1707’de, Mühlhausen’deki St. Blasius Kilisesi’nin orgcusu olmuş. Dayısından kalan mirasla maddi açıdan rahatladı ve ikinci dereceden kuzeni Maria Barbara Bach ile evlenmiş. Çiftin yedi çocuğundan dördü hayatta kaldmış ve bu çocuklardan Wilhelm Friedmann Bach ile Carl Philipp Emanuel Bach önemli birer besteci oldmuş (ya ne olacaktı sinsile sülale müzik dehası bir aileden marangoz çıkacak değildi!). Mühlhausen’de bir yıldan daha kısa bir süre kalan Bach yeniden Weimar’a yerleşerek dükün sarayında orgcu olarak görev yapmaya başlamış. Bu dönemde yetenekli müzisyenlerle çalışan ve yüksek bir maaş alan Bach, müzikal perspektifini genişleterek, Almanya dışındaki bestecilerin eserlerini incelemiş. Vivaldi, Corelli gibi İtalyan bestecilerin müziği aracılığıyla dramatik açılışlar, dinamik ritimler ve sağlam armonik yapı gibi ögeleri kendi müziğine aktararak, Vivaldi’nin, yaylıları ve nefeslileri çeşitli kombinasyonlarla bir araya getiren konçertolarını klavsen ve org için uyarlamış. Bu dönemde, daha sonra İyi Düzenlenmiş Klavye adını alan anıtsal eserlerinin parçalarını oluşturan prelüd ve fügler ile büyük oğlu Wilhelm Friedmann için Küçük Org Kitabı adlı eserini yazmaya başlamış. Bach’ın yaşadığı yıllarda, günümüzde kullandığımız piyanolar henüz yapılmamıştı. Dönemin gözde klavyeli enstrümanı klavsendi. Bach, bugün piyano ile seslendirilen eserlerinin tümünü 17 ve 18. yüzyılda bu çalgı için bestelemiştir. İyi Düzenlenmiş Klavye, günümüzde bile piyano için bestelenen yapıtların temel taşı olma özelliğini korumakta.

1717’de Prens Leopold’un sarayında müzik direktörlüğü görevine getirilerek bir kalvinist olan prensin dini müzikle ilgilenmemesi nedeniyle orkestra süitleri, Brandenburg Konçertoları, keman için sonatlar gibi çalışmalara yönelmiş.

hqdefault

1720’de eşi Maria Barbara’yı kaybeden Bach, bir yıl sonra genç soprano Anna Magdalena Wilcken ile evlenmiş. Bu sefer çiftin 13 çocuğundan altısı hayatta kalabilmiş ve Gottfried Heinrich, Johann Christoph Friedrich ile Johann Christian ünlü birer müzisyen oldu. Johann Christian hayatının büyük bölümünde Londra’da yaşamış ve burada Mozart‘la tanışmıştır. Londralı Bach olarak ünlenen Johann Christian’dan çok etkilenen Mozart, ilk senfonilerinde onun eserlerinden esinlenmiştir.
Bach, karısının klavsen çalmasını geliştirmek için bestelediği parçaları ‘Anna Magdalena’nın Piyano Kitabı’ adı altında toplamıştır. Genç kadın, düzgün el yazısıyla Bach’ın pek çok eserini temize çekerek günümüze ulaşmasını sağladı.

43482a85743972ce4317c24a7848ac10

Gençlik yıllarından beri görme zorluğu çeken Bach’ın gözleri, durup dinlenmeden çalışması sonucu giderek zayıflamaya başlamış. Sağlığı 1749’da bozulmaya başlayan ve hayatının son günlerinde tamamen kör olan besteci, 28 Temmuz 1750’de Leipzig’de hayata gözlerini yumdu. Müzik tarihinin en çok eser veren sanatçılarından olan Bach’ın besteci olarak dehası, ölümünden uzun yıllar sonra anlaşılabildi. 

hieronymusalbrechthass1734
Bach’ı klasik müzik tarihinin en büyük bestecileri arasına yerleştiren, kontrpuan tekniğine yatkınlığı, klavyeli çalgılardaki kıvrak doğaçlama yeteneği, İtalyan ve Fransız müziğine duyduğu ilgi ile dini ayinlere içten bağlılığı gibi faktörler olmuş. Çocukluğundan itibaren eserlerle, müzisyenlerle ve enstrümanlarla yakın ilişki içinde olan Bach, bu durumu iyi değerlendirmiş ve müzik yazma kabiliyetini geliştirmiş. Bach, kendinden önce yaşayan bestecileri özümseyip, öğrendiklerini geleceğe aktarabilmiş nadir kişilerdendir. Çok sesli müziğin bugün ulaştığı noktada Bach’ın büyük payı vardır.
1977’de fırlatılan Voyager uzay araçlarıyla, dünya dışı akıllı yaşam formlarının ya da gelecekteki insanların bulması niyetiyle uzaya yollanan altın plakta yer alan parçalar arasında, Bach’ın “Brandenburg Konçertosu” da bulunmaktadır.