Alias Grace

Lütfen bizi takip edin ve paylaşın:
8

Alias Grace; kısa süre önce izlediğimiz, büyük beğeni kazanan Handmaid’s Tale ‘in yazarı Margaret Atwood’un gerçek bir olaydan esinlenerek yazdığı romanın uyarlaması. Dizi tek sezon ve altı bölümden oluşuyor. 

 

1800’lü yılların sonunda yaşamış ve iki kişinin ölümüyle suçlanıp, bir süre akıl hastanesinde, otuz yıl da hapishanede yatan Grace Marks’ın hikayesini, The Handmaid’s Tale’in de yazarı olan Margaret Atwood kaleme almış.

Yaşanmış bir hikaye olan Alias Grace, Kanada’ya göç etmiş İrlanda asıllı fakir bir ev hizmetçisi olan Grace Marks ve beraberinde James McDermott’un, işverenleri olan Thomas Kinnear ile temizlikçisi Nancy Montogomary’nin cinayetinde suçlu bulunmasını ele alıyor. Sonunda James asılıyor ve Grace ise hayatı boyunca hapsediliyor. Grace daha sonra cinayetteki rolünden ötürü 1840 Kanada’sının en gizemli ve kötücül insanlarından biri oluyor ve otuz yıllık hapis cezasının ardından temize çıkarılıyor. 1996’da ödüllü Atwood romanı ile gün yüzüne çıkan hikayede, en tartışmalı nokta ise Grace’in masum olup olmadığı. Aynı zamanda Roman’da kurgusal bir karakter olan Simon Jordan ise davayı araştırırken sonrasında Grace’e takıntılı bir biçimde aşık oluyor ve gördüğü uysal kız ile işlediği acımasız cinayeti kanıksayacak kadar ileriye gidiyor.

Türlü zorluklarla baş etmek zorunda kalan Grace, henüz hapis hayatı sürerken, cinayetleri işleyip işlemediğini anlaması için görevlendirilen psikiyatristine hikayesini anlatır. O dönemde yaşanan ve Atwood’un vurgulamasına artık alışkın olduğumuz, sömürülen kadınların, kadına bir mal gibi davranan erkeklerin, fakirliğin, cahilliğin hikayesini izlerken, bir yandan da Grace’in gerçekten suçlu mu olduğunu anlamaya çalışıyoruz. 

 

Grace başından geçenleri anlatırken bazı sahnelere eşlik eden dış sesi, şimdiki zamanda (olaydan 15 yıl sonra) geçen kısımlarda iç ses haline dönüşüp düşüncelerini yansıtıyor. Olayı tam olarak hatırlamadığından bu iç ses olayları anlamamızı sağlamaktan ziyade Sarah ile duygusal bağımızı güçlendiriyor. Onun ne kadar kırılgan ve yalnız olduğunu anlıyoruz. O yıllarda küçük bir hizmetçi kız için dünyanın ne kadar acımasız ve adaletsiz olduğunu da Sarah’ın yaşadıklarını izledikçe öğreniyoruz. Dr Jordan onun için üzülmesine ve aralarında gitgide artan cinsel gerilime rağmen ona en doğru soruları sormaktan vazgeçmiyor ve acı çekse de bilimsel objektifliğini hiç kaybetmiyor. Grace’in değişen ruh halleri, soğukkanlılığı, anlatısının aralarına sanki kontrolsüzce sızan bazı kısa sahneler olayın perde arkasında, Grace’in zihninin derinliklerinde çok daha fazlasının olduğunu gösterip psikolojik gerilim tanımlamasının da altını dolduruyor. Bu sayede masum olduğuna inanmak istesek te aynı ona aşık olan Dr Jordan gibi o kuşku hep aklımızın bir köşesinde duruyor.

Sonuç olarak, Alias Grace de aynı Handmaid’s Tale gibi sistem nedeniyle değersizleştirilmiş, kimsesi olmayan, kimsenin umurunda olmayan bir kadının hikayesini anlatıyor. Bu kez öykü gerçek olaylardan esinlense ve tarihi dokuyu kullansa da kurduğu atmosfer, hikayesini anlatış tarzı da aslında benzeşiyor. Bu iki kadının en büyük farkı ise birisinin hiç sahip olmadıklarını diğerinin kaybederek aynı noktaya varmış olması. Bu yüzden June’un sağlıklı isyanını Grace’de göremiyoruz. Grace’in bir parçası sanki inatla, June’un yıkmaya çalıştığı sisteme dahil olmak için umutsuzca çabalıyor. Bu yüzden Grace kendi konumunda olan insanlara anlayış gösteremiyor, aksine kendisini öğüten sistemin kurallarını onlar için de çalıştırmaya hevesli veya June’a oranla çok farklı ve acımasız şekilde planladığı isyanı anlatamayacağından Dr Jordan’a duymak istediklerini söylüyor. İsyanını içinde kimsenin hatta belki kendisinin bile bilmediği bir yerde biriktiriyor.

Atwood’un romanında Grace’in suçlu olup olmadığını anlamaya çalışan bir ‘kafa doktoru’yla görüşmeleri üzerinden, cinayetin izi sürülüyor ama aslında hem romanın hem dizinin sonuna gelindiğinde asıl amacın cinayeti değil de Grace’i çözmek olduğu anlaşılıyor. Tabii onu bu noktaya sürükleyen koşulları da…

Tam anlamıyla bir suç draması olmadığı halde, cevabını arıyor göründüğü, Grace’in masum olup olmadığı sorusunu da kendine özgü şekilde cevaplayan Alias Grace kanımca senenin en dikkat çekici dizilerinden biri, hele Handmaid’s Tale’i sevdiyseniz kesinlikle kaçırmayın.

Margaret Atwood verdiği bir röportajda diziyi çok beğendiğini, rüyalarına girecek kadar da güçlü ve korkutucu olduğunu belirtmiş.

Grace rolündeki Sarah Godon çok güzel, çok başarılı, izlemeye doyamadım. Yine yazarın, tüm prodüksiyona dahil olması sayesinde büyülü bir havası var dizinin, kostümler, set tasarımı kusursuz, tüm oyunculuklar çok iyi, diyaloglar çok sağlam. Dönem yapımı sevenler, psikolojik dramları ağır olsa da sıkılmadan izleyenler için tavsiye ederim. 

Lütfen bizi takip edin ve paylaşın:
8

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *