Türk edebiyatının fazla okunmayan değerlileri

Herkes popüler, parlatılmış, çok satan raflarında satılan yazarlardan haberdar olunca bazen gerçekten değerli olanları gözden kaçırabiliyor. Bir kitap kurdu olmama rağmen bu benim için de geçerli. O nedenle kitapçı gezmekten çok blog okurum, edebiyat severlerin tavsiyelerine kulak kabartırım, daha evvel tanımadığım pek çok yazarla bu sayede tanışmışımdır. Bugün de belki ben, okunası isimleri tanıyıp sevmenize vesile olurum:)

Peride Celal benim en sevdiğim yazarlardan biri olarak bu listeye başta girdi elbette. “Gecenin ucundaki ışık” kitabıyla tanıdım onu ve sonrası çorap söküğü gibi geldi. Bütün kitaplarını yutarcasına okudum.

Sönen alev, 1938.
Yaz yağmuru, 1940.
Kızıl vazo, 1941.
Ana-kız, 1941.
Ben vurmadım, 1941?
Aşkın doğuşu, 1944.
Atmaca, (tefrika)
Yıldız tepe, 1945?

Ben kendisini bu eserleriyle tanıdım;
Dar yol, 1996.
Üç kadının romanı, 1987
Kırkıncı oda, 1958.
Gecenin ucundaki ışık, 1963.
Güz şarkısı, 1966.
Evli bir kadının günlüğünden, 1971.
Üç yirmidört saat, 1977.
Kurtlar, 1990.
Deli aşk, 2002.

Peyami Safa ise en çok “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” ile bilinir ve diğer kitaplarının bahsi edilmez. Ama benim için en güzel kitabı “Yalnızız”dır. Kendisi kusursuz psikolojik tahliller ve güçlü edebi ifadesiyle ülkemizin sahip olduğu ender entelektüeller arasındadır bence. Server Bedi mahlasıyla da kitap yazmıştır.

Oruç Aruoba Türkiye’de felsefe yapan ender insanlardan biri.  Kitapları başucunda durup her an tekrar okunabilecek kitaplardandır. Hani, Yakın, Uzak, Tümceler, Çengelköy defteri, İle (ilişki defteri) ilk aklıma gelenler.

Yusuf Eradam  iyi bir akademisyen, iyi bir yazar, iyi bir çevirmen, iyi bir fotoğrafçı ve iyi bir müzisyen. Özellikle sinema yazılarını bayılarak okuyorum. “Aşk: faili meçhul cani” ve  “Sylvia: Ben’den önce tufan” muhakkak okunmalı.

İsmet Kür, Pınar Kür’ün annesi olur. Kendisiyle üniversite öğrencisiyken Cağaloğlu yokuşunda bir yer tezgahında tanıştım, 1 tl lik kitaplar arasında “Onuncu sigara” adlı kitabı duruyordu. İyi ki almışım, iyi ki tanımışım dediğim, yere düşmüş bir pırlanta olarak adlandırdığım kitaptır kendisi. Daha sonra ise “Yarısı roman ” ile devam ettik hasbıhale…

Emine Işınsu’yla “Küçük dünya” romanı vasıtasıyla tanışmış oldum. Sağcı, tutucu olmakla suçlanıp siyasi duruşu nedeniyle itelenmesi beni alakadar etmez, ben her zaman yazdıklarına bakarım, herkes solu anlatmak zorunda değil ya!

Füruzan, adı bilinen kitapları okunmayanlar listesine bir numaradan girer iddia ediyorum! Bilinirliğini sağlayan senaryolaştırılmış kitaplarıdır daha çok, “Gecenin öteki yüzü” ve “Benim sinemalarım”.  1960ları en güzel anlatan kitaplardan biri olan 47liler ile tanıdım ben onu. Türk edebiyatının en iyi yazarlarından biri öyle de kalacak.

Ayfer Tunç’la “Yeşil  peri gecesi” kitabı sayesinde tanıştım, iyi ki tanımışım, bir yazarın bütün kitapları mı birbirinden iyi olur! Ayfer Tunç’sa söz konusu yazar, olur. Yurtdışında Türkiye’de olduğundan daha fazla bilinen bir yazar. İyi okur olan pek çok arkadaşımın adını işitse de kitaplarını okumadığı az bilinen çok değerlilerden. Hangi kitabını okumalıyız derseniz cevap; hepsini!

 

 

Pudra kokulu parfümler

Duru, soft ve temiz kokusuyla ben pudramsı kokuları çok severim, bir yanıyla kadınsı bir yanıyla da masum olmayı başarabilen kokular bunlar. Bildiğim ve beğendiğim pudralı kokuları benim gibi bu tarz kokulardan hoşlananlarla paylaşmak istedim. Çünkü bunları liste halinde bulmak zor, parfüm çok kişisel bir şey, her tende başka duracaktır, kuru ciltte başka, yağlı ciltte başka, esmer ve beyaz tende başka… Bir parfümeriye gittiğinizde, pudralı parfüm ararken en azından hangi parfümleri denemelisiniz listesi olsun bu:) Sizlerin bilip de paylaşmak istedikleri olursa bana yazarsanız sevinirim.

White Suede Tom Ford 

Kalıcılık notu 5 üzerinden 3, bu harika kokunun tek kötü yanı kalıcılığı maalesef:(

 

 

 

 

 

 

 

 

Jo Malone – Iris white musk  

Kalıcılık notu 5 üzerinden 4

Maalesef şu an piyasada bulunmuyor, ham maddesi, tükenmiş:(

Jo Malone parfümleri müthiş, Akasya’da diğer çeşitlerine bakın derim.

 

Frederic Malle – Iris Poudre

Kalıcılık notu 5 üzeriden 4

Beymen Mağazaları’nda bulabilirsiniz.

 

Prada – İnfusion D’iris  

Kalıcılık 5 üzerinden 5

Harvey Nichols’da bulabilirsiniz.

 

Hermes – Hiris

Kalıcılık 5 üzerinden 5

 

 

Narciso Rodriguez Narciso

Kalıcılık 5 üzerinden 3

 

Guerlain – L’instant Magic

Kalıcılık 5 üzerinden 4

 

Chloe – Love

Kalıcılık 5 üzerinden 5

 

Chanel – No:19 Poudre ve No:5

Kalıcılık 5 üzerinden 4

  

Cacharel – Noa

Kalıcılık 5 üzerinden 4

 

Burberry – Body

Kalıcılık 5 üzerinden 4

 

Tom Ford – Violet Blonde

Kalıcılık 5 üzerinden 4

 

 

Bvlgari – Pour femme

Kalıcılık 5 üzerinden 4

 

Chantal Thomass – Osez Moi

Kalıcılık 5 üzerinden 5

 

Givenchy – Dahlia Noir

Kalıcılık 5 üzerinden 4

 

Amouage – Dia Woman

Kalıcılık 5 üzerinden 5

 

Tiziana Terenzi – Andromeda 

Kalıcılık 5 üzerinden 4

 

Lorenzo Villoresi – Teint de Neige

Kalıcılık 5 üzerinden 4

 

Vol de Nuit -Guerlain

Kalıcılık 5 üzerinden 4

 

Avon – Soft musk

Kalıcılık 5 üzerinden 3

 

Dana – Le JARDİN

Kalıcılık 5 üzerinden 3

 

Xerjoff – Kind of Blue 

Kalıcılık 5 üzerinden 5

 

Chanel – No. 22 

Kalıcılık 5 üzerinden 5

 

Penhaligon’s – Artemisa

Kalıcılık 5 üzerinden 4

 

 

1984 – George Orwell

1984, 20. yüzyıl edebiyatının en çok tartışılan distopik romanlarından biridir. Orwell sanatçıların, şairlerin ve en önemlisi dostlarının tutuklandığını ve öldürüldüğünü çaresizce seyretmek zorunda kalmış, en yakın arkadaşların ihanetini görmüş ve umudunu kaybetmiş bir yazarımız, o nedenle de gri yazar, karamsar yazar. Onun umudunu neden kaybettiğini anlamanın en iyi yolu da bence 1984’ten geçer.

Romanda, dünyada Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya olarak adlandırılan üç süper devlet var. Ne kadar farklı görünseler de benzer bir ideolojiyle yönetilen bu devletlerin destekledikleri toplum düzenleri arasında hiçbir fark yok, hepsi diktatörlük ile yönetiliyor.

Üç süper devletten Okyanusya’da, önce halk korkutuluyor ve olmadık sebeplerden savaşlar çıkartılıyor. Devlet kendi halkını sindirmek için onlara saldırıyor ve suçu uzaktaki bilinmez bir ülkeye atıyor. Savaşın getirdiği yıkımdan sonra kurulan medeniyet baskıyla her şeyi kontrol ediyor. Dünya 3’e bölünüyor ve savaşta olduklarını zannettikleri ülke hakkında hiçbir şey bilmiyorlar. Bu ülke gerçekten var mı o bile belli değil. Avrasya’ya karşı savaşıyorlar. Her sabah ülkenin her yerinde hipnotize eden görüntülerle “nefret seansları” yapılıyor. İnsanlar takım elbiselerinin içinde nefretle ekrandaki çekik gözlü yabancı askerlere küfür ediyorlar. Bilmedikleri bir dilde konuşan bu barbarlardan sebebini bilmeden nefret ediyorlar. Gerçek düşman çok daha yakınlarda bir yerde ama bunu düşünmek gibi bir şansınız bile yok. Korku… işin sırrı korkutmakta. Her ne olursa olsun halkı daima korku içinde bekletin. Bırakın titresinler ve asla dokunamadıkları maskeli düşmanlardan nefret etsinler. Kitapta Okyanusya’lıların düşman olarak belledikleri taraf her an değişebiliyor. Aslında sürekli değişiyor. Bir gün dost olduklarıyla yarın aniden düşman olabiliyorlar. Medya tamamen sansürün esiri olduğu için her şey sistemin onayından geçiyor. Gerçek bile olmayan ama insanları öldüren bir savaşın kıyısında yokluğun pençesinde yaşıyorlar.  Her adımlarının izlendiği bir toplumda 1984 yılında ana kahraman evindeki kameranın onu göremeyeceği bir noktada ilk defa bir günlüğün kapağını aralıyor. İşte tüm hikaye böyle başlıyor. Öyle bir sistem ki bir günlüğün kapağını aralamak bile bir isyan hareketi.

Sistem sonunda öyle bir hakimiyet kuruyor ki mahremiyet sıfıra iniyor. Her evde bir kamera var, bu kameralardan sizi seyredebiliyor ve duyabiliyorlar. İnsan her an her saniye evinde gözlendiği gerçeğine alışabilir mi? George Orwell’e göre; evet alışıyorsunuz ve bir süre sonra yüzünüzde şüphe çekmeyen sakin bir gülümseme ifadesiyle, hayatınızı hiçbir şey düşünmeden bir robot gibi yaşamayı kabulleniyorsunuz. Televizyon ekranlarındaki her şeyi görebiliyoruz ama onlar bizi henüz göremiyor. Biz hala gözetleyeniz. Fakat artık sokaklarımız eskisi gibi güvenli değil. Ülkemizde ve dünyanın pek çok bölgesindeki büyük şehirlere binlerce kamera yerleştirildi. Şu anda seyrediliyoruz çünkü korkuyoruz. Katiller, teröristler… Sonuçta sessizce o kameraların varlığına alışıyoruz. Sokaklarımıza böylesine sessizce giren kameranın bir gün evlerimize girme ihtimali yok mu sizce?

Kitabın en baskın karakteri aslında Big Brother yani Büyük Birader. Sizi kaydeden ve sürekli dinleyen onun kapanmayan gözünden hiçbir şey kaçmıyor. Tele kamera aynı zamanda sürekli olarak belli haber anonslarını çalıp duruyor. Sesi kısabiliyorsunuz ama asla tamamen kapatamıyorsunuz. Kitabın ana karakterinin işi devletin daha önce yaptığı hataları örtmek. Eski makaleleri, dergileri kısaca tarihi sürekli olarak değiştiriyor. Eğer başkan fiyatların düşeceğini vaat ettiyse ve tam tersine tayınlar azaldıysa hemen eski demeçler değiştiriliyor tüm resmi kayıtlar silinip değiştiriliyor. Bunun sonucunda her ne kadar saçmalarsa saçmalasın başkan asla yanılmıyor ve saçmaladıklarını bir süre sonra kimse hatırlamıyor. Geriye dönüp bakıldığındaysa o saçmalama hiç var olmamış oluyor.

Gerçeği sahte mutluluktan üstün tutan ve ne pahasına olursa olsun peşini bırakmayan bir adamın hikayesini okurken, baskıcı bir sistemin hayatının her saniyesini kontrol ettiği bir kabusu da şahit oluyoruz.

Bu kadar şeyden sonra bunlar size hiç tanıdık gelmedi mi? 1984 dünyada ve ülkemizde oynanan politik oyunların seyir defterini 1948 yılında çizmiş. Mutlaka okumalısınız dediğim kitaplardan 1984. Şimdiden iyi okumalar:)

 

İstanbul’un en güzel kitapçıları

İstanbul’un kalbime taht kurmuş, önünden geçerken illaki uğradığım kitabevlerini yazacağım bugün. Zincir kitapçılar yerine tercih edebileceğiniz, böylece hem şehre hem de kendinize iyilik yapabileceğiniz İstanbul’daki bu güzelim mekanları lütfen siz de destekleyin, destekleyin ki ayakta kalabilsinler.

Remzi Kitabevi – Suadiye

resim1

indir

Gergedan Kityabevi – Caddebostan

Gergedan Bağdat Caddesi üzerinde ufak, sevimli, samimi bir kitapçı. Londra’da sokak arasında rastlayacağın butik kitapçılar gibi.  Sahiplerinin sıcaklığı bütün dükkana yansımış. İsmini 80’li yılların sonunda Enis Batur’un yayın yönetmenliğini yaptığı Gergedan dergisinden almış. Burası kitap dışında başka birşey satmayan nadir kitapçılardan.

yaz01

Nail Kitabevi – Kuzguncuk

Benim en en en sevdiğim olur kendisi! Harika bir binada, ıhlamuru ve limonatasıyla bizi kitaplara gömdüren Nail Kitabevi, en sevdiğim semtlerden biri olan Kuzguncuk’ta sizi bekliyor. Gitmeyen pişman olur, benden söylemesi!

orig_24303_0

img_1144 

Minoa Kitabevi – Akaretler

Minoa’nın en büyük özelliği kitapların mis gibi kahve kokusuyla bir araya gelmesi. Kahvenizi yudumlarken, her yerde bulamayacağınız Türkçe ve yabancı kitaplara buradan ulaşabilirsiniz. Sıcak dekorasyonuyla benim kalbimi çaldı, üstelik kek, ıhlamur ve huzur da var, daha ne olsun!

minoa-bugunneyesem

minoa-akaretler     minoa-jpeg

 
Robinson Crusoe 389 – Salt Beyoğlu

İstiklal’in, hatta İstanbul‘un en iyi kitapçısı. Mağazanın atmosferi harika, ayrıca yabancı birçok önemli eseri de bulabilirsiniz.

robinson

 

İmge Sahaf – Kadıköy

Kadıköy Çarşı’da yer alan İmge’de baskısı tükenmiş kitapları bulabiliyorum. Eski zaman fotoğrafları, tarihin dokusu insanı sarıp sarmalıyor. Balık Pazarı’na uğradığınızda burayı es geçmeyin. 

 

ls   kitap

 

Yurtdışında araba kiralamak

Yurtdışında birkça kenti kapsayan bir gezi planı yaptığımda muhakkak araba kiralıyorum. Kullandığım belirli bir firma yok, hangisi en uygun fiyatı veriyorsa genelde o firmayı seçiyorum. Fakat dikkat edilmesi gereken detayları da atlamadan tabi:) Başımdan geçen tecrübelerden sonra nelere dikkat etmek gerektiğini biliyor ve araç kiralarken çok rahat ediyorum. Sizlerle de bu bilgileri paylaşacağım bu yazıda. 

Öncelikle Türk ehliyeti Avrupa’da geçerli. Herhangi bir uluslararası ehliyet vb. çıkartmanıza gerek yok (Yunanistan hariç).

Eğer seyahatinizin ilk gününden sonuna kadar araba ile gezme niyetindeyseniz arabayı havalimanından almanızı öneririm.

Araba kiralamak için yapacağınız ilk şey Google’ı kullanarak bol miktarda araba kiralama sitesi bulmak olmalı. Ve aracı ne kadar erken kiralarsanız o kadar ekonomik fiyatlar bulmak mümkün, gidiş süresi yaklaştıkça kira ücretleri artıyor. Bir çok siteden fiyat alıp en uygun fiyatı veren siteden arabayı kiralamalısınız. Örnek birkaç site;

http://www.carrentals.co.uk

http://www.rentalcars.com

http://www.kayak.co.uk/cars

http://www.travelsupermarket.com/c/cheap-car-hire

Rezervasyonunuzu yaptıktan sonra mutlaka PNR numarasının olduğu sayfanın çıktısını alın. Bazı ülkelerde dil problemi nedeni ile derdinizi anlatamazsanız bu belge çok işinizi görür. PNR çıktısını verdikten sonra fotokopi çekmek için kredi kartı, pasaport ve ehliyetinizi istiyorlar.

Eğer arabayı kullanacak ikinci bir sürücü varsa onun da ismini mutlaka yazdırmalısınız. Çünkü sigorta şirketleri arabayı sürücü üzerine sigortalıyor, ki eğer sigortasız bir sürücü arabayı kullanacak olursa bu çok riskli. Ayrıca asıl sürücü veya ikinci sürücü fark etmez eğer sürücü 25 yaşın altındaysa young driver (genç sürücü) sayılıyor ve kira ücreti artıyor. Onun dışında eğer bebeğiniz varsa car-sit almanız şart.

 

Hemen hemen tüm araba kiralama şirketlerinde “excess” ücreti denilen bir durum var ve şöyle işliyor; eğer siz kullanım esnasında araba ile bir kaza yaparsanız arabayı kiraladığınız şirketin belirlediği “excess” miktarı kadarını karşılama sözü veriyorsunuz. Yani bir kaza yaptınız 2000 € bir masraf çıktı mesela ilk 750 € siz ödüyorsunuz, geri kalan 1250 € şirket ödüyor. Bu excess ücreti değişiyor. Bu nedenle araba kiralarken bu durumu dikkate almak gerekiyor.

Genelde kiralama siteleri excess’i karşılayan sigorta satın almanızı size teklif ediyor. Tahmini günlüğü 10-15 € arası değişen bu sigortayı mutlaka yaptırmanızı tavsiye ediyorum. Yoksa bir kaza anında 10-15 eurouk masraftan kaçayım derken 1500-3500 euroluk masraflarla karşı karşıya kalabilirsiniz. 

Eğer sizin araba kiraladığınız site bu sigortayı size teklif etmezse sadece bu tür sigortalar(car hire insurance) yapan siteler var, onlardan da bu sigortayı yaptırabilirsiniz. 

Car hire insurance yapan iki web siteleri;

http://www.insurance4carhire.com

https://www.icarhireinsurance.com

Siz en güzeli “Full insurance-no responsibility” istediğinizi belirtin. Günlük 15 euro daha fazla ödeyeceksiniz ancak arabanın başına bir şey gelirse elinizi kolunuzu sallayarak gidebileceksiniz.

Aracı kiralamak için ofise gittiğinizde (havalaanında) 1500 euro depozitoyu araç kiralama sırasında kredi kartından bloke edeceklerini de bilin ve ona göre limitli bir kart bulundurun yanınızda. Çünkü sürücünün kartı olmak zorunda o kredi kartı. Aracı iade ettiğinizde bloke kalkıyor.

Arabayla ilgili bir sorun olduğunda hangi numarayı 7/24 arayabileceğinizi sorun. (Gece vakti arabanıza camı kırarak hırsız girdi. Kırık camla ne yapabilirsiniz? Size ikame araç verecekler mi bir kaza durumunda? vs.)

Navigasyon bazı araçlarda mevcut bazılarında ise sizin özel istek yapmanız gerekiyor. Cihazı talep ederseniz bunun için günlük bir ek ücret ödeyeceğinizi de bilin. Fakat benim tavsiyem mutlaka navigasyon isteyin, çok rahat edersiniz.

Araba kiralama firmalarının bir çoğu (hemen hepsi hatta) aracın kağıt işlemleri bittiğinde size anahtarı veriyor ve aracı siz gidip otoparkta bulunduğu yerden kontrol ederek alıyorsunuz. Burada dikkat etmeniz gereken şey eğer sigorta yaptırmadıysanız aracın her yerini iyice kontrol etmek. En ufak çiziğin ücreti bile daha sonra aracı iade ettiğinizde sizden talep edilebilir. Benzin deposu dolu aldıysanız bırakırken de dolu bırakmanızı tavsiye ederim, çünkü araç kiralama şirketi benzinin ücretini olması gerekenden çok daha yüksek bir fiyata tahsil ediyor.

Kiralık aracı teslim alma/bırakma işleminiz, bulunduğunuz havalimanındaki yoğunluğa göre 10 dakika da sürebilir 1 saatten fazla da, ona göre teslim etmek için de erken gidin.

Araç kiralarken kişi sayısına bağlı bagaj sayısına da mutlaka dikkat edin. Araç 5 kişilik olabilir ama bagaj ufaksa çok sıkıntı olur sizin için. Bagaj sayısını gösteriyor bütün şirketler kiralama sitelerinde.

Park ederken çok dikkatli olun. Özellikle büyük turistik şehirlerin merkezinde her an €/$ 100ceza yiyebilirsiniz, aman! Kesinlikle kurallara uyun. Hız yapmayın, boşuna kendinizi strese sokmayın. Herhangi bir kaza yaşarsanız, ilk iş resim çekin sonra kiralama şirketinin talimatlarını uygulayın. Panik yapmayın, yurtdışında bu işler daha kolay çözülür.

Kurallara harfiyen uyun çünkü gelecek cezaları adresinize yolluyorlar. Ben kredi kartını hemen kapatırım benden çekemezler demeyin; küresel şirket olduklarından Türkiye’deki avukatları size haciz yoluyla ödetirler.

Şimdiden iyi yolculuklar 🙂

Dürümcü Emmi’de lezzet patlaması

 

Kadıköy’de sahibinin Nizip’li olduğu söylenilen damak çatlatan bir mekan var, adı “Dürümcü Emmi”. Yürüyüşle Söğütlüçeşme durağına 20, Kadıköy Boğa Heykeli’ne 6 dakika mesafede. Kadıköy itfaiyenin karşısında çok kolay bulunabilecek bir yerde. Mekan 24 saat açık, özellikle gece yarısı izdiham oluyor desem yeri, barlardan çıkanlar soluğu orada alıyor. Kebabın yanısıra Antep usulü Beyran, Kelle-Paça ve sarımsaklı mercimek çorbası var. Mekanın adı dürümcü olsa da, çorbaların ünü kebapları sollamış durumda.

photo-2

 

Yöresel bir şekilde döşenmiş, açık mutfak, yiyecekler hazırlanırken izleyebiliyorsunuz. Çok fazla çalışan kişinin olması hizmetin, servisin hızlı olmasını sağlıyor. İçkisiz mekan, öyle yayıla yayıla 1 saat oturacağınız bir yer değil. Zaten masalar da ufak ve taburelerde oturuyorsunuz. Neredeyse her saat tıklım tıklım. Bazen oturacak yer bulmanız 5 dakika sürüyor.

Burada en ünlü çorba Beyran Çorbası. Beyran Çorbası gelmeden masanın üzerine önce temiz bir kağıt seriliyor. Güneyin ikram kültürü var mekanda, çorba, roka ve sıcak tırnak pideyle servis ediliyor.  Bakır tabaklarda gelen çorba masaya geldiğinde neredeyse kaynar halde oluyor. Bu arada başka lezzetlerde tatmak istiyorsanız çorbayı mutlaka az söyleyin. Benim hastası olduğum çorba kelle paça çorbası, içerken kendimden geçiyorum! İçine sarımsak bastıklarını hatırlatmak isterim, romantik bir buluşma öncesi içilecek çorba değil bu mekanın çorbaları:)

185590_0d85

Lahmacunu da nefis, Antep usulü ve farklı bir tadı var. Klasik lahmacun tadına alışmış olanları şaşırtabilir. Künefesi nefis, Katmer tatlısı da efsane diyorlar ama ben tatmadım. 

Peki fiyatlar diyecek olursanız, ucuz değil diyeyim. Yani o rahatsız oturmaya, 15 dk da ye git mantığına, şık olmayan bir mekana göre pahalı. 15 tl çorbalar, 5 tl lahmacun. 

maxresdefault

 

Adres : Osmanağa Mah. Mahmut Baba Cad. No:11
Kadıköy (Kadıköy İtfaiyesi Karşısı) İstanbul
Tel : 0216 348 18 86

Yılbaşı ruhuna uygun filmler

Malum Aralık ayını ortaladık ve ayın ilk gününden itibaren, sizi bilmem ama benim içimi yılbaşı heyecanı sarmış durumda. Çünkü yılın en sevdiğim zamanları başladı benim için. Kar yağması, yılbaşı ağaçları ve süsleri, ışıklar ve tatil düşüncesi içimi ısıtıyor bu soğukta. 

Yılbaşı günü veya yeni yılın ilk günü soğukta, miskin bir halde evde yayılırken izlemelik filmler listesi yaptım size. Elde ıhlamur, dizde battaniye, dışarıda lapa lapa yağan kar ve güzel bir film… Hayali bile güzel olan bir gün ve iç ısıtan filmler:) 

Love Actually

love-actually

Serendipity

0001934403

The Nightmare Before Christmas

untitled

A Christmas Carol

a-christmas-carol-2d_2pqb

New Year’s Eve

70189048

It’s Wonderful Life

wonderfullife

Noel

51hebxb3tfl

 

The Polar Express

polarbackgroundweb

While you were sleeping

81oa0xjecyl-_sl1500_

The Family Stone

51sojoenwdl

Christmas With The Kranks

christmas-with-the-kranks

Elf

elfmovieposter

Bridget Jones Diary

bridgetjonesdiarymovieposter

Home Alone

images

The Holiday  

the-holiday-dvd-cover

A Christmas Story  

max1371834047-frontback-cover

 

Arthur Christmas

arthurs-christmas

Un Conte de Noel

un-conte-de-noel-2008-a04

The Family Man

family_man

Sex and the City 1 

sex-and-the-city-1-1080p-turkce-dublaj-izle-572

 

You have got mail

youve_got_mail

Tam da kışa uygun bir dizi; Fargo

Bugünün dizisi kara mizahın ve bol bol kar ve soğuğun hakim olduğu “Fargo”. Bu tür bir diziyi izleyip bu denli seveceğim hiç aklıma gelmezdi doğrusu.  

Fargo aslında 1996 yılında Coen kardeşler tarafından yazılmış bir film. Daha sonra bu senaryoyu 10 bölümlük ve her bölümü 53 dakika olan bir diziye dönüştürmeye karar vermişler ve çok da iyi etmişler. 

Dizi başlangıcında ” Bu gerçek bir hikayedir.Bu filmde anlatılan olaylar 2006’da Minesota ‘ da yaşanmıştır.Geride kalanların isteği doğrultusunda isimler değiştirilmiştir.Ölenlere saygıdan dolayı , diğer her şey gerçekleştiği gibi anlatılmıştır. ” denilse de dizi tamamen kurgu.

Bir dizi hakkında yazacaksan spoiler vermeden yazmak gerekir bence. O nedenle hem anlatmak hem anlatmamak lazım:) Öncelikle gözünüzün alabildiği kadar kar var dizide. Yazın izleyeni ferahlatır, kışın ise ortama uygun düşer, hazır üşümeye başlamışken o sahnelerde daha da üşürsünüz:)) Daha ilk sahnesinden sizi bir tedirgin ediyor; karakterler, olayların başlangıcı, olaylar, olayların birbirini tetikleyişi. Bu dizi biraz dominoyu andırıyor, o onu o onu tetikliyor derken olaylar domino taşı gibi birbirinin üstüne düşüyor.

20648078

af473a33-ed87-4515-a622-8fbe3135e5fb_fargo_cl_0872_firstlook1

 

 

 

 

 

 

 

 

Soğuk ve geyikli bir Minnesota günü tüm hayatınızı değiştirebilir mi? Hele ki evden işe işten eve döngüsü içerisinde memur tarzı bir yaşama benzeyen bir insan evladı ne kadar değişebilir ki? Demeyin. Amanın etraftaki sigorta satıcılarına dikkat edin çünkü her an karşınızda Lester Nygaard (Martin Freeman) tarzı bir adam çıkabilir.

komser-ve-memur

fargo-tv-dizi

İlk sezonda her şey Lorne Malvo(Billy Bob Thornton) ve Lester Nygaard’ın(Martin Freeman) tesadüfen karşılaşmasından sonra Lorne’nin Lester’i etkisi altında bırakmasıyla başlıyor ve bir dizi cinayet zinciriyle devam ediyor. Dizi, bu cinayetleri ve bir grup çaylak polisin bu cinayetleri araştırmasını konu alıyor. İlk sezona dair son olarak “Billy Bob Thornton” der geçerim.

Diziye damgasını vuran motto, “Ya onlar yanlış, sen doğru yoldaysan?”

tumblr_n4gor3uvta1rfcxgro1_500

 

Suç, kara mizah ve ağır ‘Minnesota tarzı’ bu diziyle olayların içinde kaybolmak, tedirgin olmak, üşümek isteyenler buyursun:) İyi seyirler!

Diziyi bu linkte izleyebilirsiniz; http://dizimag.co/fargo

Mini Kitap Serisi – Can Yayınları

Can Yayınları kredi kartından biraz büyük, rahatlıkla pantolon veya ceket cebine sığabilecek boyutlarda, özel kağıt ve basım teknikleri kullanılan mini kitaplar basmış. Görür görmez bayıldım ve hemen aldım tabi.  Ve bu hafta sonu iki adet kitabını yutarcasına okudum, bu mini kitapları okumak çok zevkli!

can-yayinlari-mini-kitap-medyanoz

Can yayınlarının kaç kitabı mini kitabı var diye araştırdım ve bilgi bulamadım internette. Fakat kitapçıda da gördüğüm kadarıyla 12 adet civarında. Yazı puntosu küçük değil ve sayfalar önden arkaya çevrilerek okunuyor. Binlerce sayfalık bir kitap bile cepte rahatça taşınabiliyor. Okurken göz yorgunluğu olmuyor. Bir deee fiyatları aynı eserlerin normal boyuttaki kitaplarından daha ucuz.

Bu fikir önce Hollanda’da hayata geçmiş. Jongbloed bv firması Flipback adı altında çıkartmış. Burada satılan kitapların da basımı Hollanda’da yapılıyormuş.

Ağırlık yapmayan ve yer kaplamayan, elde taşıması, dışarıda okuması çok kolay bu kitaplar okumayana bile okuma alışkanlığı kazandırabilir. Şiddetle tavsiye derim:) Hem yılbaşı da yaklaşıyor, çok güzel bir hediye olur:)

unnamed-1

Broen/Bron

 

 

Broen bir İsveç/Danimarka ortak yapımı bir dizi. Danca başlığı Broen, İsveçce başlığı Bron. Dizi adını Danimarka ve İsveç’i birbirine bağlayan Øresund köprüsünde meydana gelen bir cinayet vakasından alıyor. 3 sezon ve her bölüm yaklaşık bir saat sürüyor.

Kar, kış, soğuk, kasvet seven bünyeme aeta ilaç gibi geldi:)

Broen, İsveç’in Malmö ve Danimarka’nın Kopenhag şehirlerini birbirine bağlayan Øresund Köprüsü’nün tam ortasında bulunan bir cesete, İsveç ve Danimarka polisinin aynı anda müdahale etmesiyle başlıyor. Malmö polisi cinayet masası dedektiflerinden Saga Norén ve Kopenhag polis merkezinden dedektif Martin Rohde başrolde. Kısaca, bir seri katilin peşine düşen iki polis ve etraflarında dönen olaylar diyebiliriz dizi için. 

22-1

Kuzey iklimlerinin soğuk atmosferinde ve her daim gri olan göklerinin altında politikadan aile dramlarına, adaletin herkes için aynı biçimde işlemiyor oluşuna, göçmen sorununa, evsizlere, göçmenlerin yabancı bir kültürdeki bocalamalarına, ikinci sezonla birlikte çevre problemlerine… kısacası her türlü sosyal meseleye dalıp çıkıyorlar.

p038f3ln

Saga Norén, yalnız, genel olarak tepkisiz (asperger sendromlu), aklından geçen her doğruyu söylemekten çekinmeyen, beşeri ilişkilerden uzak ve kurallara sonuna kadar bağlı bir karakter. Üzerinden çıkarmadığı kahverengi/yeşil paltosu ve fıstık yeşili 1970 model Porsche’u, dağınık İsveç sarısı saçlarıyla oldukça karizmatik. Saga, karakteriyle olduğu kadar, görünüşüyle de Amerikan dizilerinde görmeye alışkın olmadığımız türden biri. Zaten klişelerle dolu Amerikan polisiye dizilerinden sonra bu dizi çok farklı, çok başarılı. Diyaloglar doğal, karakter davranışları doğal, görünüşleri de doğal haliyle…

The Bridge

İkinci karakterimiz Martin Rohde ise yeni vasektomi ameliyatı geçirmiş ilk karısından olma oğlu ve yeni karısı ve ondan olma 3 minik çocuğuyla yaşayan Danimarkalı bir dedektif. Yumuşak kalpli, sevimli kahkahalarıyla bizi kalbimizden vuran, canayakın bir adam. 

Kuzey yapımlarına meraklıysanız ve polisiye seviyorsanız mutlaka izlemelisiniz.

Dizinin tamamını bu linkten izleyebilirsiniz;  http://dizipub.com/dizi/bronbroen-tum-bolumler-izle/